Miami’de Bir Gece – One Night in Miami

 

20. yüzyılın en büyük sosyal dönüşüm hareketlerinden biri olan 1968’e çok az kalmış, Vietnam savaşının hareketli günleri, müzik ve sporda Afro-Amerikalıların etkisi görülmeye başlamış olsa da temel ayrımcılık yasaları hâlâ işliyor, toplumsal hayatta ise ayrımcılığın olmadığını iddia etmek bile delilik. İşte tam bu günlerde, sonradan Muhammed Ali olarak ismini değiştirecek Cassius Clay’in dünya şampiyonluğunu ilk kez kazandığı unvan maçının olduğu 25 Şubat 1964 gecesinde geçen bir film Miami’de Bir Gece – One Night in Miami. Son yıllarda farklı biçimlerde de olsa örneklerine rastladığımız, alternatif/kurgusal bir tarihsel anı anlatıyor film. Gerçek karakterleri yaşanmamış bir gecede bir araya getirerek hayal ediyor. Friedrich Dürrenmatt, Tom Stoppard ve Caryl Churchill gibi önemli yazarların tiyatro oyunlarında 20. yüzyıl boyunca pek çok kez gördüğümüz şekilde bir bir araya geliş bu… Bu yanıyla da zaten epey bir tiyatroyu anımsatıyor izleyiciye.

Cassius Clay, Malcolm X’in etkisi ile Müslüman olmayı seçmiştir. Unvan maçının hemen öncesinde Malcom ile buluşur ve namaz kılar. Unvan maçında yakın arkadaşları Amerikan futbolunun en önemli isimlerinden Jim Brown ve soul müziğin babası Sam Cooke da izleyiciler arasındadır. İşte bu dört adam, Malcolm’un daveti ile bir otel odasında Clay’in galibiyetini kutlamak için buluşur, ancak davet beklentileri karşılamayacak bambaşka bir karşılaşmaya evrilecektir.

Filmin yüzde seksenlik kısmını kapsayan bu oteldeki geceden önce, vinyet benzeri episodik anlar bulunuyor. Başarılı olmalarına, dünya çapında tanınmalarına rağmen, bazen gündelik hayatta bazen de başarılı oldukları alanlarda bile korkunç, anlamsız, akıldışı bir ayrımcılığa, bağnazlığa maruz kalan dört adamın hayatlarından kesitler bunlar. Bu dört kişi üzerinden 60’ların ortası Amerikasına dair ufak bir girizgah yapan yönetmen Regina King aslında oyuncu olarak tanıdığımız bir isim ve bu film ilk uzun metrajlısı. Filmin senaryosuna ise Star Trek: Discovery’nin senaristlerinden olan ve en son Pixar filmi Soul’u Pete Docter ile birlikte yazıp yöneten Kemp Powers, aynı adlı tiyatro eserinden uyarlayarak imza atıyor. King ve Powers’ın ortaya koyduğu vizyon, filmi Black Lives Matter ve ABD Kongre baskını çağında iyice önemli hâle getiriyor. Özellikle de başarılı oyuncu seçimleri ile film iyi bir tiyatro oyununa yaklaşıyor ancak yer yer sarkan yerlerinin de mevcut olmadığını söylemek mümkün değil.

One Night in Miami: İşleyen Oyuncu Kimyası, Sarkan Hikâye

Film dört karakteri canlandıran oyuncuların karakterlerine adeta can üflemesi ile sonuna kadar soluksuz izlenebilen bir zihinsel mücadeleye dönüşüyor. Ancak hikâyenin Afro-Amerikalıların “mücadeleye” yönelik farklı görüşlerini çarpıştırdıkları anda – özellikle de filmin 20-25 dakikalık Malcolm X – Sam Cooke düellosuna dönüştüğü kısımlarında – sanki sadece içeriye yönelik bir filme dönüşüyor ve takip edilmesi güçleşiyor. Öte yandan, yalnızca “siyah-beyaz” ayrımı dışında işin içine bir de İslam ve Amerika’da onun temsil ettiği şeyler de devreye giriyor. Clay ve Malcolm X’in namaz kıldığı sahnede arkaya giren “egzotik” müzik, filmdeki bazı sahnelerin fazla hesapçı ve çok da düşünülmemiş olabileceğine dair bir fikir uyandırıyor. Filmin iyi bir tiyatro oyununa yaklaştığı anlarda izlenebilirliğinin çok yükselmesi, filmin bazı anlarda da “fazla teatral” olmasını engellemiyor. Ancak filmde altın anlar da mevcut – bunlardan birisi Jim Brown’ın memleketinde başına gelen bir karşılaşmayı izlediğimiz giriş vinyetlerinden biri, bir diğeri de Malcolm’un Sam Cooke’un yıllar önce bir Boston konserinde yaşadığı talihsizliği inanılmaz bir deneyime dönüştürüşünü anlattığı sahne mesela.

Oyuncuların kimyası da aynı şekilde iyi prova edilmiş bir tiyatro oyununu andırıyor. Özellikle Malcom X’i canlandıran Britanyalı aktör Kingsley Ben-Adir’in performansı etkileyici. Filmin dört ana karakteri dışında yan rollerde de yer aldıkları her filmi zenginleştiren HBO geçmişli (The Wire ve The Sopranos) oyuncuları görmeniz mümkün: Lance Reddick, Michael Imperioli ve Lawrence Gilliard Jr. Bu sebeple başrollerden yan rollere kadar oyuncuların kimyası harika bir şekilde işliyor ve filmin hikâyeden dolayı sarktığı yerlerde bile izlenirliğinden bir şey kaybetmemesini sağlıyor. Özet olarak, başarılı oyuncu yönetimi ve yüksek izlenebilirliğine rağmen, ilgi çekici ya da yeni bir şey söylemeyen bir deneme olarak ön plana çıkıyor One Night in Miami.

 

Bir cevap yazın