Geçmişin İzleri – Apostratos

30’lu yaşlardaki Ari, ticarete atılmak isterken yaşadığı aksaklıklar sonucunda kendisini vefat eden dedesinin rutubetli evinde buluyor. Yunan iç savaşı sonrasında ordu subaylarının ailelerini barındırmak amacıyla kurulan kasabadaki bu eski ev, dedesinin ölümünden sonra onun hayatının sergilendiği bir müze gibi el değmemiş hâlde duruyor. Başarısızlıklarını egosuyla örtbas etmeye çalışan Ari ise bu evde geçirdiği süre boyunca sadece dedesini değil, kendisini ve hatta ailesini de daha yakından tanıyor.

Aristides, ailesi tarafından her fırsatta kahramanlaştırılan dedesiyle aynı ismi taşıyor ve herkes tarafından dedesine benzetiliyor. 2012 yılında geçen hikâyede Ari, İtalya’dan ithal ettiği Elovo isimli kahve makinelerini satmak isterken o dönem ülkenin etkisi altında bulunduğu ekonomik krizin de etkisiyle başarılı olamıyor. Böylece kendisini stokladığı kahve makineleriyle birlikte dedesinin evinden başka gidecek yeri olmayan bir hâlde buluyor. Başlangıçta içinde bulunduğu bu durumu ve kariyerinde yaşadığı beklenmedik düşüşü egosuna yediremeyen Ari, hayatında her şey kontrolü altındaymış gibi yaparak dış görünüşünü kurtarmaya çalışıyor. Ancak durumunu kabullenip, dedesinin mahallesinde tekrar bir araya gelme şansı bulduğu eski dostlarından yardım almaya başlayana dek durumunda herhangi bir değişiklik olmuyor. Aldığı yardımlar her ne kadar kariyerinde umduğu sonuçları doğurmasa da dedesinin evinde istemeyerek geçirdiği süre boyunca karakter hep benzetildiği dedesine, kendisine ve ailesine dair birçok gerçekle yüzleşiyor. Yönetmenliğini Zacharias Mavroeidis’in üstlendiği Geçmişin İzleri, Ari’nin hayatından bir kesit sunarken, ülkenin politik geçmişi, kendilerine bir hayat kurmaya çabalayan gençlerin karşılaştığı problemler, jenerasyonlar arasındaki fark ve muhafazakâr anlayışların sınırlandırmalarının insanların yaşamları üzerindeki etkileri gibi konulara da değiniyor.

Geçmişin İzleri: Hayattan Absürt Bir Kesit

Michalis Saratis’in canlandırdığı Ari ile tanışmamız hayatında girdiği zorlu dönemin başlangıcında gerçekleşiyor. Kariyerinde yaşadığı düşüşü başlarda kabul edemeyen Ari’nin durumunu kurtarmak için söyledikleri ve yaptıkları Mavroeidis’in kaleminden çıkan hikâyenin en güçlü yanlarından biri olan absürt komedinin temellerini atıyor. Günümüz şartlarında da anlaşılması ve bağ kurulması kolay olan karakteri, istemeyerek de olsa hayatının gidişatı açısından büyük bir geri adım atarken izlediğimiz hikâyenin genelindeki absürt hava, filmi farklılaştırıyor ve ana karakteri tüm kibrine rağmen sempatikleştiriyor. Yetişkinliğe adım atmaya çabalayan genç bir bireyin hayatındaki zorlu dibe vuruş dönemini en yalın hâliyle sunan film, bu absürt havayı yumuşak tonuyla birleştiriyor ve izleyiciye izlemesi kolay, hafif bir anlatı sunuyor. Eski bir asker olan dedesinin evine yerleştiği andan itibaren Ari’nin hayatını düzene sokmak konusunda verdiği çabayı izlerken bir yandan da kendisini ailesi tarafından kahramanlaştırılmış, hatta neredeyse kutsallaştırılmış dedesinin kimliğinde kaybederken izliyoruz. Ari, kendi başarısızlıklarından kaçmak için kimi zaman dedesi gibi içtiği sigaranın dumanına övgüler yağdırırken, kimi zaman da işi ileri ilerleterek teselliyi dedesinin askeri üniformasını giymekte buluyor. Ari, dibe vuruşunun trajedisinde boğulmak yerine eski dostlarıyla yeni bir bağ kuruyor ve hatta hayatını düzene sokmak için bu bağa güveniyor. Film, Ari’nin yaşadığı zorlu dönemde verdiği benlik savaşını ve ülkenin zorlu şartlarını anlatırken bir yandan da merkezinde Ari’nin dedesine dair büyük bir sırrı barındırıyor ve hikâyeyi güçlendirmesi gereken bu sır, günün sonunda büyük bir dezavantaja dönüşüyor.

Film, ana karakteri Ari’nin yaşadığı krizin arka planında Yunanistan’ın ekonomik koşulları ve politik geçmişine de yer veriyor fakat bunların üzerinde hiçbir zaman tam anlamıyla durmuyor. Hikâyenin merkezine ise, Ari’nin dedesine dair öğrendiği gerçekleri koyuyor ve bu gerçekleri filmin sonuna kadar büyük bir sır gibi sunuyor. Ancak, film en büyük darbeyi burada alıyor çünkü, dedesiyle ve onun cinsel yönelimiyle ilgili öğrendiği büyük sır zaten, hikâyeye Vassos (Thanasis Papageorgiou) karakteri dâhil olduğu andan itibaren tahmin edilebiliyor. Filmin olay örgüsü bu noktaya ulaşana kadar Ari’nin yıkılan egosunu dedesine dönüşerek onarmaya çabalayışı veya destek görmeyi umduğu arkadaşının işi konusunda kendisini hayal kırıklığına uğratışı gibi pek çok ilgi çekici andan geçiyor fakat film, bütün bu anları bir kenara bırakarak en yüksek anına Ari’nin dedesinin sırrını koymayı tercih ediyor. Hikâye başlarında zaten sinyallerini verdiği sırrını iyi taşıyamadığı ve fazlaca tabulaştırarak demode yöntemlerle sunmayı tercih ettiği için, film hiçbir zaman tepe noktasına ulaşamıyor ve odağını Ari’nin yaşadığı bunalımdan ailevi bağlarına döndürdüğü andan itibaren sürekli olarak ivme kaybediyor. Uğraştığı konuları yüzeysel bir tutumla işleyen anlatı, sonuna ulaştığında ise, etki bırakacak bir anlam yaratmaktan uzak kalıyor. Film, absürt komedisi ve Vasso ile Ari gibi bağ kurulabilir karakterleriyle hikâyesini kolayca anlatıyor, ancak genel yapısını yüzeysel ve zayıf tuttuğu için, hiçbir zaman zirve yapamıyor.

Geçmişin İzleri, genç bir adamın kariyerinde verdiği zorlu sınav sırasında ailesiyle ilgili öğrendiklerini, bu sayede edindiği dostlukları ve kendisiyle barışma sürecini anlatıyor. Film, tarzıyla diğer kendini bulma hikayelerinden sıyrılıyor fakat hikâye yapısı, uğraştıkları konuları vurgulayarak kalıcı bir etki yaratmak için yetersiz kalıyor.

 

Bir cevap yazın